25 Mart 2014 Salı

UMMA'LI GÜNLER


           İstanbul'a taşınacağımız belli olduktan sonra ablamla ayrılığın tek tesellisi onun yanımıza geldiğinde sürekli gezeceğimiz hayaline tutunmaktı. Taşındığım zaman geldi ve beş gün kaldı aslında ama daha taşınmanın ağırlığını atamadığımız ve havalarda zaten müsait olmadığı için evden dışarı hiç çıkmadık. Ama bu sefer öyle olmayacaktı! Ablamlar akşam yola çıktıklarında bende temizliğe başladım gündüzden ütü yapmıştım ama kalan gömlekleri ve küçük şirineyi bahadıra emanet edip temizliğe koyuldum akşam akşam bir güzel temizliğimi yaptım. Bu arada Bahadırın özenle yaptığı ütüleri de kaldırdım ve artık onların gelmesini bekliyorduk.
          Biz çay meyve ve şirinemizle otururken bir yandan ablamla sürekli plân yapıyoruz: Bir gün şöyle yaparız bir gün böyle yaparız falan filan filan... Ablamları bir buçuğa falan bekliyorduk ama onlar biraz gecikeceğiz deyince Bahadır'a ben beklerim sen yat dedim. Tabi şirineyle beraber saat iki buçuğa doğru şirine de pes etti. Ben de kendimi tam uykuya bırakıyordum kiiii BAHADIR'IN TELEFONU çaldı. Eveeet kardeşlerimiz gelmişti :-) (bahadırın kardeşiyle ablam evli ve kızlarımızda süt kardeş:-)) Ben açılmayan otomatik kapıyla verdiğim mücadelede başarısız olunca Bahadır aşağı indi ve ablam cancağızım kucağında uyuyan güzelle beraber geldi. Kucağıma alıp yatırdım ama o hissetti sanırım yolculuk boyunca uyuyan güzellik artık uyanıktı. Veee Ayşe'li saatler... Hoşgeldin, nasılsın ve getirdikleri yiyecekleri kaldırma, hediyelere bakma

-hediyelerimiz için çok teşekkür ediyorum Ummacım-


 faslından sonra onlara boş salonumu tahsis ettik. Halıyı köşeye çektik üzerine minderler ve yatakları, ortaya bir battaniye ve Ayşecik için oyuncaklar...  Biz yattık ama uykuyu alan Ayşe annesini de uyutmamış tabi biz bunu altıda bahadırlar gitmek için kalkınca öğrendik. Annesiyle banyoya giden Ayşe'nin sesini duyan şirine uykuda da olsa evde farklı birilerinin olduğunu farketti, kafayı kaldırdı, kapıya baktı ve kapıya bakarak uykuya daldı. O uyuyunca ben ablamın yanına gittim sen yat biraz ben ilgileneyim dedim uyumayan Ayşe'yle oturduk, pepe izledik, oyuncak oynadık ve tam uyuyordum Ayşe de kendi kendine oynamaya başlamıştı ki Bahadır geleceklerini söyleyince hayır gelmeyin diyecek kadar derindi uykum.
            Saat onda kahvaltı yaparken plân: Bahadır bizi Eyüp'e bırakıyor ve biz kendimiz dönüyoruz . Akşama Ali Dayılara çaya gidiyoruz. Kahvaltıdan sonra Bahadırlar gitti biz de evi toparladık, hazırlandık. Önce Bim'e uğrayalım dedik ama Bim'in önünde duran tır kafamızı karıştırdı ve girişi baya zor bulduk balık krakerimiz, suyumuz, üzümlü çikolatamız, fıstık ezmemizi de aldıktan sonra sadece iki kişilik arabamıza beş kişi de sığıştıktan sonra Eyüpteyizzz ;-)
             Arabadayken uyuyan kızlarımızın rahatı için önce Eyüp Sultan Camisine girdik ama bizim şirine hemen uyandı Ayşecik te arkasından. Biz sırayla namazlarımızı kıldık, Kur'an okuduk, Ayşe de tam gaz yaramazlık peşinde pencerelerin önündeki taşa oturup camı açan ve dışarıdaki insanlara caminin içinden laf atan bir buçuk yaşında bir bıcırık:-) Ayşe'nin uykusu açıldıkça artan yaramazlığı bizi camiden çıkmak zorunda bıraktı. Bizi camiden çıkarken görenler eminim bize acımıştır. -Camiden çıkmamak ağlayan bir çocuk, yanında kucağında çocukla yardımcı olmaya çalışan başka biri-  Ayşe'nin dikkatini çeken kedilerden Allah razı olsun:-)  Üzümlü çikolata toplarıyla pür dikkat kedileri izleyen Ayşe kedilerin kavga etmesiyle arkasına bile bakmadan kaçtı.
          Acıkmıştık ne yesek diye etrafımıza bakınırken simit sarayına girmeye karar verdik. Self servisin saçmalığı ve çayın bardağının iki buçuk lira olmasının altında yatan kârdan konuşurken Ayşe kedilerden kaçarken satıcı çocuğun eline tutuşturduğu balonlarla meşguldü.  Balonların peşinden yere inen arkasından tekrar koltuğa çıkan ve tabi tüm müşterilerin ve kirlileri toparlayan arkadaşın dikkatini çeken ayşeya sahip olmaya çalışan ablama Ayşe'nin çocuk olduğunu çok takmamasını söylerken ben şangııırrrt sesiyle irkildik dikkati Ayşe de olan görevli bardak kırmıştı biz çaktırmamaya çalışarak gülerken Ayşe sesten korkup annesinin kucağına tırmanma çalışmalarına girmişti ve tam o anda bir şangırtı daha.... Ablamın tepsisi çaylarımız.......... Gülsek mi ağlasak mı bilemeyeceğimiz bu halden kurtuluşu çıkmakta bulduk.
          Neyse dedik teleferikle yukarı çıkarız. Teleferik levhalarını takip ederek yürüdüğümüzü sanıyoruz çok duyarlı vatandaşlarımız sağ olsun adım başı durdurup ısrarla Ayşe'nin düşen balonunu hatırlattığı için dikkatimizden kaçan levhayla bu kadar uzaktaki teleferiğe söylenerek ilerleyen biz, sonunda doğru yolu bulduğumuzda Mahmut Esat Coşan Hocaefendi'nin kabrini gösteren işareti görünce önce ziyaret edelim dedik ağır ağır çıkarken öyle huzurluydu ki kabir ziyaretimizden sonrada çıkmaya devam ettik Pierre Poti'nin adının o kadar Türk varken neden Pierre Loti olduğunu tartışırken, arkamızdaki tontiş hacı teyzelerin neden bu kadar başbakana kızdığını anlamaya çalışıp saleplerimizi yudumlarken vakit geçmiş kalkarken masaya dökülen balık krakerleri toplamamızı söyleyen garsonla yaşadığımız ufak gerilimden sonra teleferiğe bindik. Teleferikte karşımızda oturan amca Ayşe'ye okulunu bitirip evini arabasını aldıktan gelip oğullarını isteyebileceğini söylüyordu. Lûtfetti sağolsun!!. Allah'tan teleferik hattı kısaydı da aşağıda gördüğüm boş mezarların etkisinden çabuk kurtuldum. Manzara çok güzelmişmiş gel de külahıma anlat kardeşim ben boş mezarları gördükten sonra bir daha aşağı bakamadım. Bahadırlar bizi aldı da birde otobüs maceramız olmadı.
            Akşam bir türlü bitmek bilmeyen yolculuğumuzdan sonra Ali Dayılara vardığımızda Ayşe saatlerdir uykusuz olmanın verdiği halsizlikle uyudu kaldı ve yine orada uykusunu alan Ayşe gece yine zorladı. Ertesi gün patlıcan közlemesinden hellim kızartmasına; ballı kaymaklı ve hatta incir reçelli kahvaltımıza ablamları zorda olsa yataktan kalkıp gelmeye ikna ettikten sonra yaptığımız müzakereler:-) neticesinde o gün dışarı çıkamayacağımız belli oldu bizde kız kıza evde saatlerce dedikodu yaptık tabi bu arada bizim küçük şirine teyzesinin kucağına geldikçe kafasına inen darbelerle boğuşurken bir yandan Ayşe'yle bir araya geldiklerinde türlü yaramazlık yaptılar. Ablamın canının çektiği pizzaları yapmak için mutfağa giren biz yine ablamın iştaha gelip yoğurduğu hamurun içinden çıkmaya çalışırken uslu uslu canım kardeşim izlediğini sandığımız Ayşe bizi uyutup bir şişe tahini almış, halıya ve koltuğa dökmüş son kalan damlaları da 'Hansel ve Gratel' gibi evin içinde gezdirmiş biz yanına gidince de aynı İkea reklamındaki çocuk gibi elini halıya sürerek kalktı Başımızdan aşağı kaynar sular döküldü tabi Allah'tan koltuklarıma kalın örtüler sermiştim de sadece halıları temizledik. Bir yandan da akşama gelecek olan misafirlerimiz için zeytinyağlı pişiriyor, kek yapıyor ve pizzalarla boğuşuyoruz. Ayşe kendini trt4 deki mancınık yarışmasına kaptırdığında yanında huzursuzlanan şirine için geliyor, beni çağırıyor, beraber gidiyoruz o hemen koltuğa kurulup pür dikkat yarışmayı izlemeye devam ediyor. Misafirlerimizin pizza ve sarma yemediğini öğrenmemizde sürpriz oldu fırında unuttuğumuz için yanan son tepsideki pizzayla birlikte herhalde uzun süre pizza yemem.

             Ve cuma günü Fatih programımız vardı sabah erken kalkabilseydik okula da uğramayı düşünüyorduk ama biz öğleden sonraya kendimizi zor topladık. Fatih'e Bahadırlarla gidip kızları ve babalarını arabada bıraktıktan sonra iki kız şöyle bir turladık. Yaklaşık bir buçuk saat gezmişiz ama nasıl geçti anlamadık bile. Akşam kahvelerimizi aldık, ablamla oturduk, Ayşecik de kahve istedi, ona da çikolatalı süt hazırladık, tam yeniden oturuyorduk ki Ayşe'nin çikolatalı sütünü halı içti, o arada seslerimize şirine uyandı ve bizim film izleme hayal oldu. Salona geçtik kızlarla biz artık uyuklama sayıklama bölümündeyken birden bir şırıltı ve şap şap sesler.... Bu sefer de şirine parkeye kahveyi dökmüş elleriyle şap şap oynuyor artık dayanamayan biz buna saatlerce güldük hani sinirden gülüyorum denir ya tam onu yaşadık.
           Cumartesi günü kitap fuarına gittik. Ben hep çok kitap okuduğumu düşünürdüm, kitap fuarında okumadığım ne çok kitap vardı. Son zamanlarda hiç kitap okuyamadığımı da düşününce yine kendi kendime kızarak kitap fuarından ayrıldık.
-kitap fuarından ablama kalan-
 Ablamla ben sürekli balık ekmek yemek istiyoruz ama Eminönü'ndeki balıkçılarda don balık kullanıldığı için nerede yiyebileceğimizi bilmiyorduk. Ali Dayı'nın tavsiyesiyle gittiğimiz ''balıkçınız şafak'' ta da balık ekmek yoktu, açıkçası klasik balıklardan başka çokta balık yemediğimiz için ne balığı yiyeceğimizi şaşırdık ve yine alabalık söyledik. Çok bir beklentim yoktu, altı üstü alabalık yiyecektik ama öyle tazecik balıklar geldi ki yanında parmaklarımızı da yiyebilirdik. Hayatımda hiç bu kadar taze balık yememiştim, tekrar ellerine sağlık bundan sonra başka bir balıkçı arayacağımı sanmıyorum eve servis ve çiğ balık satışları da var, üstelik balıkları kendiniz de seçebiliyorsunuz. Akşam Faruk Abi'nin maçı vardı bizim apartmanda maç izledikleri bir salon varmış, Bahadırla beraber aşağı indiler ve biz de ablamla son saatlerimizin tadını çıkardık ve maçtan sonra onları uğurladık. Ayrılırken çok rahat ayrıldık çünkü dopdolu vakit geçirdik öyle ki bir gün daha kalın dediğimizde yok yok aman kalmayalım dediler. Bir daha geldiklerinde daha çok yer gezmek istiyoruz bu yüzden tavsiyelerinize açığım:-)